puanlabs

KPSS A İktisat Klasik İktisat konu anlatımı

İktisadi Düşünceler Tarihi · sınavda ortalama 0,5 soru çıkıyor

Ekonomi masası

Değişkenleri ve aralarındaki ilişkiyi grafiğe dökerek düşün.

6 bölüm · ~10 dk · 3 etkileşim

Hadi başlayalım! Bu konu 6 bölüm, yaklaşık 10 dakika. Arada sana küçük sorular soracağım.

1Konu özeti

İlk bölüm! Temeli burada atıyoruz, acele etme.

Klasik iktisat okulu, Adam Smith'in 1776'da yayımlanan Milletlerin Zenginliğinin Doğası ve Nedenleri Üzerine Bir Araştırma (kısaca Milletlerin Zenginliği) adlı eseriyle başlayıp yaklaşık 1870'lere (marjinal devrime) kadar süren, iktisadı sistemli, bağımsız bir bilim dalı hâline getiren düşünce akımıdır. Fizyokrasinin laissez-faire mirasını devralarak piyasa ekonomisinin kendiliğinden dengeye geldiğini, fiyat mekanizmasının kaynakları en verimli şekilde dağıttığını ve devletin ekonomiye müdahalesinin genel olarak zararlı olduğunu savunur. Klasik iktisatçılar değeri temelde emek miktarına (emek-değer teorisi) bağlar, ekonomiyi arz yönlü ele alır (Say Yasası: arz kendi talebini yaratır), uzun dönemde tam istihdamın kendiliğinden sağlanacağını varsayar ve milli geliri emek, sermaye ve toprak sahipleri arasındaki bölüşüm (ücret, kâr, rant) sorunu olarak inceler. Okulun başlıca temsilcileri Adam Smith, David Ricardo, Thomas Robert Malthus ve Jean-Baptiste Say'dır.

2Temel düşünürler ve görüşleri

Önemli yerleri altını çizer gibi oku.

Adam Smith (1723–1790)

  • İskoç iktisatçı; Milletlerin Zenginliği (1776) ile klasik iktisadın kurucusu kabul edilir.
  • Görünmez el (invisible hand): Bireyler yalnızca kendi çıkarını gözeterek hareket ettiğinde, piyasa mekanizması aracılığıyla (istemeden de olsa) toplumsal refahı da artırır; bu, devlet müdahalesine gerek olmadan piyasanın kendi kendini düzenlediği görüşünün metaforudur.
  • İşbölümü (division of labour): Üretimin alt görevlere ayrılmasının (ünlü iğne fabrikası örneği) verimliliği ve dolayısıyla bir ulusun zenginliğini muazzam ölçüde artırdığını gösterir; işbölümünün sınırını piyasanın genişliği belirler.
  • Değer paradoksu (su-elmas paradoksu): Kullanım değeri çok yüksek olan suyun neden değişim değerinin (fiyatının) çok düşük, kullanım değeri düşük elmasın ise neden çok yüksek olduğunu sorgular; bu paradoks ancak bir asır sonra marjinalistlerin marjinal fayda kavramıyla tam olarak çözülür.
  • Emek-değer teorisi: Bir malın değişim değerinin, o malın üretiminde harcanan emek miktarınca belirlendiğini ileri sürer (ilkel toplumlar için "saf" emek-değer teorisi; sermaye birikiminin olduğu gelişmiş toplumlarda ücret, kâr ve rantın da fiyata dâhil olduğunu kabul eder).
  • Mutlak üstünlük teorisi: Dış ticarette her ülkenin, mutlak olarak daha düşük maliyetle (daha az emekle) ürettiği malda uzmanlaşıp bunu ihraç etmesi, ihtiyaç duyduğu diğer malı ise ithal etmesi hâlinde her iki ülkenin de kazançlı çıkacağını savunur.
  • Devletin rolünü tamamen reddetmez; savunma, adalet (yargı) ve bazı kamu yatırımları gibi piyasanın kendiliğinden sağlayamayacağı hizmetleri devletin üstlenmesi gerektiğini kabul eder ("bekçi devlet" anlayışının kökeni).

David Ricardo (1772–1823)

  • İngiliz iktisatçı; Ekonomi Politiğin ve Vergilendirmenin İlkeleri (1817) adlı eseriyle klasik iktisadı sistemleştirmiştir.
  • Karşılaştırmalı üstünlük teorisi: Bir ülke her malda mutlak olarak daha üstün (ya da daha geri) olsa bile, göreli olarak daha az maliyetle ürettiği malda uzmanlaşıp diğerini ithal ederse dış ticaretten kazanç sağlanabileceğini gösterir; Smith'in mutlak üstünlük teorisini genelleştirir.
  • Rant teorisi (diferansiyel rant): Rant, toprağın kendisinden değil, verimliliği farklı topraklar arasındaki verimlilik farkından doğar; nüfus arttıkça daha az verimli (marjinal) topraklar da işlenmeye başlar, en verimsiz toprak rant getirmez, daha verimli topraklar ise bu marjinal toprağa göre rant getirir.
  • Azalan verimler kanunu: Toprağa daha fazla emek ve sermaye uygulandıkça bir noktadan sonra ek (marjinal) ürünün azalacağını savunur; bu, uzun dönemde kâr oranlarının düşme eğilimine girmesine yol açar (durgunluk hâli, "stationary state").
  • Emek-değer teorisinin geliştirilmesi: Değerin büyük ölçüde üretimde harcanan emek miktarıyla belirlendiğini, ancak sermayenin bileşiminin (emek-yoğun/sermaye-yoğun) fiyatları bir miktar etkileyebileceğini kabul eder.
  • Tahıl Yasalarına (Corn Laws) karşı çıkışı: İthal tahıla konan gümrük vergilerinin iç tahıl fiyatlarını, dolayısıyla rantı yükselttiğini, ücretleri artırarak sanayi kârlarını baskıladığını savunarak serbest ticareti desteklemiştir.

Thomas Robert Malthus (1766–1834)

  • İngiliz iktisatçı ve din adamı; Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme (1798) ile tanınır.
  • Nüfus teorisi: Nüfusun geometrik (2, 4, 8, 16...) hızla, gıda üretiminin ise ancak aritmetik (2, 4, 6, 8...) hızla artabileceğini; bu nedenle nüfusun gıda arzını sürekli aşma eğiliminde olduğunu, dengeyi ancak doğal engeller (kıtlık, hastalık, savaş — "pozitif engeller") ya da önleyici engeller (evliliğin geciktirilmesi, ahlaki sınırlama) sağlayabileceğini ileri sürmüştür.
  • Bu görüşle klasik iktisadın "kasvetli bilim" (dismal science) olarak anılmasına yol açmıştır.
  • Genel arz fazlası (glut) tartışması: Say Yasasına karşı çıkarak, tasarrufların aşırı artması ve toplam talebin üretimi karşılamaya yetmemesi hâlinde genel bir aşırı üretim (talep yetersizliği) krizinin yaşanabileceğini savunmuştur; bu görüşüyle çağdaşları (özellikle Ricardo) tarafından eleştirilmiş, ancak bir asır sonra Keynes tarafından "efektif talep yetersizliği" fikrinin öncüsü olarak selamlanmıştır.

Jean-Baptiste Say (1767–1832)

  • Fransız klasik iktisatçı.
  • Say Yasası (Mahreçler Kanunu): "Arz kendi talebini yaratır" ilkesini formüle etmiştir; bir malın üretilmesi sürecinde üretim faktörlerine (emek, sermaye, toprak) ödenen ücret, kâr ve rant gelirleri, üretilen malların tümünü satın almaya yetecek bir talep yaratır. Bu görüşe göre ekonomide genel bir aşırı üretim (talep yetersizliği) krizi kalıcı olarak yaşanamaz; olabilecek tek şey bazı mallarda geçici arz fazlası, bazılarında ise talep fazlasıdır.
  • Say Yasası, klasik okulun tam istihdamın kendiliğinden sağlanacağı ve ekonomik durgunluklara karşı devlet müdahalesine gerek olmadığı görüşünün temel dayanağıdır; bu varsayım 1930'lardaki Büyük Buhran'la birlikte Keynes tarafından kökten sorgulanmıştır.

3Çözümlü örnekler

Örneklere dikkat et; soruların çoğu buradan çıkar.

Örnek 1: Adam Smith'in "su-elmas paradoksu" olarak bilinen tartışması neyi sorgular ve klasik iktisat bunu tam olarak nasıl çözememiştir?

Çözüm: Paradoks, hayatta kalmak için vazgeçilmez olan (yüksek kullanım değerine sahip) suyun neden neredeyse bedava, buna karşılık kullanım değeri düşük elmasın neden çok pahalı olduğunu sorgular. Emek-değer teorisine dayanan klasik iktisat, değeri esas olarak üretim maliyetine (emeğe) bağladığından, kıtlığın ve marjinal faydanın fiyat üzerindeki belirleyici rolünü tam olarak açıklayamamıştır; bu paradoks ancak 1870'lerde marjinalist devrimle, malın son (marjinal) biriminin sağladığı faydanın fiyatı belirlediği gösterilerek çözülmüştür.

Örnek 2: Ricardo'nun rant teorisine göre, tarımsal nüfus arttıkça rantlar neden yükselme eğilimindedir?

Çözüm: Nüfus arttıkça gıda talebini karşılamak için daha önce işlenmeyen, daha düşük verimli (marjinal) topraklar da tarıma açılır. Rant, bir toprağın verimliliği ile en verimsiz (marjinal, rant getirmeyen) toprağın verimliliği arasındaki farktan doğar. Daha düşük verimli topraklar işlendikçe bu fark büyür, dolayısıyla daha verimli topraklardaki rant yükselir. Bu süreç aynı zamanda gıda fiyatlarını ve ücretleri de yukarı çeker, sanayi kârlarını baskılar.

Örnek 3: Say Yasası ile Malthus'un genel arz fazlası (glut) tartışması nasıl karşı karşıya gelir?

Çözüm: Say'e göre üretim sürecinde ödenen ücret, kâr ve rant gelirleri, üretilen malların tamamını satın almaya yetecek toplam bir talep yaratır; bu nedenle kalıcı, genel bir talep yetersizliği yaşanamaz. Malthus ise özellikle toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin gelirlerinin bir kısmını harcamayıp tasarruf edebileceğini, bu durumda toplam talebin üretilen mal miktarının gerisinde kalabileceğini, dolayısıyla genel bir aşırı üretim krizinin mümkün olduğunu savunmuştur. Dönemin klasik iktisatçılarının çoğu (Ricardo dâhil) Say Yasasını benimsemiş, Malthus'un görüşü ancak Keynes'in Genel Teorisi'yle (1936) iktisat ana akımına geri dönmüştür.

Örnek 4: İki ülke, İngiltere ve Portekiz, kumaş ve şarap üretmektedir. İngiltere her iki malda da Portekiz'e göre mutlak olarak daha az verimli olsa bile, Ricardo'ya göre iki ülke neden yine de dış ticaretten kazançlı çıkabilir?

Çözüm: Ricardo'nun karşılaştırmalı üstünlük teorisine göre önemli olan mutlak üstünlük değil, fırsat maliyetleridir. İngiltere, Portekiz'e göre mutlak olarak geride olsa bile, iki maldan birinde (örneğin kumaşta) göreli olarak daha az dezavantajlıysa (fırsat maliyeti daha düşükse), o malda uzmanlaşıp şarabı ithal etmesi; Portekiz'in ise göreli üstün olduğu şarapta uzmanlaşması hâlinde, iki ülke de ticaret öncesine göre daha fazla toplam mal tüketebilir. Bu, mutlak üstünlüğü olmayan bir ülkenin dahi dış ticaretten kazanabileceğini gösterir.

4Sık yapılan hatalar

Yarıyı geçtin, harika gidiyorsun! 2 bölüm kaldı.

5Sınavda nasıl soruluyor

Arada küçük sorular var, atlamadan çöz.

6Kısa tekrar

Son bölüm! Biraz kaldı, bitirmek üzeresin.