Mevzuat masası
Kuralı, istisnasını ve süresini birlikte öğren.
6 bölüm · ~11 dk · 7 etkileşim
1Konu özeti
İlk bölüm! Temeli burada atıyoruz, acele etme.
Bu konu, uluslararası hukuk kişisi olarak devletin unsurlarını, yeni oluşan devlet ya da hükûmetlerin diğer devletlerce tanınmasının hukuki niteliğini ve bir devletin ortadan kalkması ya da toprak değişikliği hâlinde önceki devletin hak ve yükümlülüklerinin akıbetini (halefiyet/succession) ele alır. KPSS'de en çok; devletin dört unsuru (Montevideo Sözleşmesi), tanımanın beyan edici mi kurucu mu olduğu, de facto/de jure tanıma ayrımı, kolektif tanımama (non-recognition) doktrini ve halefiyette "temiz sayfa" (clean slate) ile "uti possidetis" ilkeleri üzerinden sorulur.
2Temel kavramlar
Önemli yerleri altını çizer gibi oku.
Devletin unsurları (1933 Montevideo Sözleşmesi madde 1)
Bir siyasi topluluğun uluslararası hukukta devlet sayılabilmesi için dört unsur aranır:
- Sürekli nüfus
- Belirli bir ülke (toprak)
- Hükûmet
- Diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesi (fiilî bağımsızlık/egemenlik göstergesi)
Tanımanın hukuki niteliği: beyan edici mi, kurucu mu?
- Beyan edici (declaratory) teori: Bir topluluk yukarıdaki dört unsuru fiilen taşıyorsa, diğer devletlerin tanımasından bağımsız olarak zaten devlettir; tanıma yalnızca var olan bir olguyu teyit eder. Montevideo Sözleşmesi madde 3 bu görüşü yansıtır ve bugün baskın görüş bu yöndedir.
- Kurucu (constitutive) teori: Bir topluluk, ancak diğer devletlerce tanınırsa uluslararası hukuk kişiliği (devlet statüsü) kazanır; tanıma, devletliği yaratan kurucu bir işlemdir. Bu görüş günümüzde azınlıkta kalmıştır ve pratik güçlükler doğurur (bir topluluğun bazı devletlerce tanınıp bazılarınca tanınmaması hâlinde "yarı devlet" durumu ortaya çıkar).
Devlet tanıma ile hükûmet tanıma ayrımı
Devletin tanınması, yeni bir devletin uluslararası hukuk kişiliğinin kabul edilmesidir. Hükûmetin tanınması ise var olan bir devletteki, özellikle anayasaya aykırı yollarla (darbe, ihtilal) iş başına gelen yeni bir yönetimin muhatap alınmasıdır. Günümüzde birçok devlet, hükûmetlerin meşruiyeti konusunda açıkça tavır almaktan kaçınıp yalnızca fiilî ilişkileri sürdürüp sürdürmeme kararını vermektedir (Estrada Doktrini); bu yaklaşım, bir hükûmetin nasıl iktidara geldiği konusunda yorum yapmaktan kaçınmayı amaçlar.
De facto ve de jure tanıma
De facto tanıma, geçici, sınırlı ve fiilî nitelikte bir tanımadır; tanıyan devlet, tanınan otoritenin istikrarı konusunda tam kanaate henüz varmamıştır. De jure tanıma ise tam, resmî ve nihai niteliktedir; genellikle diplomatik ilişkilerin kurulmasıyla somutlaşır.
Açık ve zımni tanıma
Tanıma, resmî bir bildirimle açık (express) olabileceği gibi, diplomatik ilişki kurmak veya iki taraflı andlaşma imzalamak gibi davranışlarla zımni (implied) olarak da gerçekleşebilir. Buna karşılık, yeni bir devletin temsilcisinin bir uluslararası konferansa ya da örgüte kabul edilmesi, tek başına o devletin tanındığı anlamına gelmez.
Kolektif tanımama (collective non-recognition) doktrini
Uluslararası hukuka aykırı biçimde, özellikle kuvvet kullanılarak yaratılan durumların (örneğin bir toprağın zorla ilhakı) devletlerce tanınmaması gerektiği ilkesidir (Stimson Doktrini). BM Güvenlik Konseyi, güney Rodezya'nın tek taraflı bağımsızlık ilanı, Güney Afrika'nın Namibya'daki varlığı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanı gibi durumlarda üye devletleri tanımama çağrısında bulunmuştur; bu, hukuka aykırı fiillerin tanıma yoluyla meşrulaştırılmasını önlemeyi amaçlar.
Devletlerin halefiyeti (state succession)
Bir devletin toprak, nüfus veya egemenlik değişikliği geçirmesi hâlinde, önceki devletin (selef) andlaşma, borç, arşiv gibi hak ve yükümlülüklerinin yeni duruma (halef) ne ölçüde geçeceği sorunudur. Konu, 1978 Andlaşmalara İlişkin Devlet Halefiyeti Viyana Sözleşmesi ve 1983 Devlet Mülkü, Arşivleri ve Borçlarına İlişkin Devlet Halefiyeti Viyana Sözleşmesi ile kısmen kodifiye edilmiştir (bu sözleşmeler sınırlı sayıda taraf devlete sahiptir).
Devam eden devlet (continuator) ile halef devlet (successor) ayrımı
Bir devletin dağılması hâlinde bazı durumlarda bir devlet, öncekinin uluslararası kişiliğini aynen sürdüren devam eden devlet (continuator) sayılırken diğerleri yeni halef devletler olarak kabul edilir. Sovyetler Birliği'nin dağılması örneğinde Rusya, SSCB'nin BM Güvenlik Konseyi daimi üyeliği dâhil uluslararası kişiliğini sürdüren devam eden devlet sayılmış, diğer eski cumhuriyetler ise yeni halef devletler olarak kabul edilmiştir. Buna karşılık Yugoslavya'nın dağılması örneğinde, Sırbistan-Karadağ'ın (o dönemki adıyla Yugoslavya Federal Cumhuriyeti) SFRY'nin devamı olduğu iddiası uluslararası toplumca kabul görmemiş; SFRY'nin tamamen ortadan kalktığı ve tüm halef devletlerin eşit halef statüsünde olduğu benimsenmiştir.
Temiz sayfa (clean slate/tabula rasa) ilkesi
Özellikle sömürgecilikten bağımsızlığını kazanan yeni devletler bakımından uygulanan ilkedir: yeni devlet, kural olarak selef devletin (sömürgeci gücün) taraf olduğu andlaşmalarla otomatik olarak bağlı olmaz; bu andlaşmalara ancak kendi iradesiyle (halefiyet bildirimiyle) taraf olabilir. Bu ilke, yeni devletin kendi kaderini tayin hakkı ve egemen eşitliğiyle bağlantılıdır.
Taşınan andlaşma sınırları (moving treaty-frontiers) kuralı
Yeni bir devlet doğmadan, sadece bir toprağın bir devletin egemenliğinden başka bir devletin egemenliğine geçtiği devir (cession) hâllerinde uygulanır: selef devletin andlaşmaları o toprak bakımından yürürlükten kalkar, halef devletin andlaşmaları ise otomatik olarak o toprağı kapsayacak biçimde genişler (aksi öngörülmedikçe).
Uti possidetis juris ilkesi
Bağımsızlığını yeni kazanan devletlerin sınırlarının, bağımsızlık anındaki önceki idari/sömürge sınırları esas alınarak belirlenmesi ilkesidir; sınır istikrarını ve toprak bütünlüğü ihtilaflarının önlenmesini amaçlar. Latin Amerika'daki bağımsızlık süreçlerinde doğmuş, Afrika'da sömürgecilik sonrası ve eski Yugoslavya'nın dağılmasında Badinter Komisyonu tarafından cumhuriyetler arası sınırların uluslararası sınır hâline getirilmesinde uygulanmıştır.
Toprağın zorla kazanılması yasağı
Modern uluslararası hukukta kuvvet kullanılarak toprak kazanılması (ilhak/debellatio) hukuka aykırıdır ve tanınmaz; BM Andlaşması madde 2/4 ile kuvvet kullanma yasağı ve "toprağın savaş yoluyla kazanılmasının kabul edilemezliği" ilkesi (BM Güvenlik Konseyi 242 sayılı kararında da vurgulanmıştır) bu yasağın temelini oluşturur.
3Çözümlü örnekler
Örneklere dikkat et; soruların çoğu buradan çıkar.
Bir topluluk, sürekli nüfusa, belirli bir ülkeye, işlevsel bir hükûmete ve diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesine fiilen sahip olduğu hâlde, hiçbir devlet tarafından resmî olarak tanınmamıştır.
Bir devlet, komşusunun toprağını askerî güç kullanarak ilhak etmiş ve bu ilhakı tüm dünyaya resmen ilan etmiştir. BM Güvenlik Konseyi üye devletlerden bu durumu tanımamalarını istemiştir.
Sovyetler Birliği dağılmış, Rusya Federasyonu SSCB'nin BM Güvenlik Konseyi daimi üyeliğini ve büyük ölçüde andlaşma yükümlülüklerini sürdürürken, diğer eski Sovyet cumhuriyetleri yeni ve bağımsız devletler olarak ortaya çıkmıştır.
Sömürgecilikten yeni bağımsızlığını kazanan bir devlet, eski sömürgeci gücün taraf olduğu çok taraflı bir çevre andlaşmasıyla otomatik olarak bağlı olmadığını, bu andlaşmaya ancak kendi iradesiyle taraf olabileceğini ileri sürmektedir.
4Sık yapılan hatalar
Yarıyı geçtin, harika gidiyorsun! 2 bölüm kaldı.
5Sınavda nasıl soruluyor
Arada küçük sorular var, atlamadan çöz.
6Kısa tekrar
Son bölüm! Biraz kaldı, bitirmek üzeresin.