puanlabs

KPSS A Uluslararası İlişkiler Eleştirel Teoriler (Marksizm, Feminizm, Post-yapısalcılık) konu anlatımı

Uluslararası İlişkiler Teorileri · sınavda ortalama 1 soru çıkıyor

Ekonomi masası

Değişkenleri ve aralarındaki ilişkiyi grafiğe dökerek düşün.

6 bölüm · ~8 dk · 7 etkileşim

Hadi başlayalım! Bu konu 6 bölüm, yaklaşık 8 dakika. Arada sana küçük sorular soracağım.

1Konu özeti

İlk bölüm! Temeli burada atıyoruz, acele etme.

Eleştirel teoriler, uluslararası ilişkilerin ana akım teorilerinin (realizm, liberalizm) "verili" kabul ettiği devlet, egemenlik, güvenlik ve gelişmişlik gibi kategorileri sabit gerçekler olarak değil; tarihsel, toplumsal ve iktidar ilişkileriyle şekillenmiş inşalar olarak sorgular. Bu geniş şemsiye altında üç ana damar öne çıkar: Marksist/Neo-Gramsciyen yaklaşımlar (sınıf ve ekonomi merkezli), feminizm (toplumsal cinsiyet merkezli) ve post-yapısalcılık (söylem ve iktidar/bilgi merkezli). KPSS A Grubu sınavında bu konu; Lenin-Wallerstein-Gramsci-Cox eşleştirmeleri, merkez-çevre-yarı çevre kavramları, Enloe-Tickner'ın feminist katkıları ve Foucault'nun iktidar/bilgi kavramı üzerinden sıkça sorulur.

2Temel kavramlar / teoriler

Önemli yerleri altını çizer gibi oku.

Marksist yaklaşımlar

Vladimir Lenin, "Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması" adlı eserinde emperyalizmi, tekelleşen kapitalist sermayenin yeni pazar ve hammadde kaynağı arayışının bir sonucu olarak açıklar.

Immanuel Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi (World-Systems Theory), küresel ekonomiyi üç kategoriye ayırır: merkez (core) — sanayileşmiş, sermaye birikimini kontrol eden ülkeler; çevre (periphery) — hammadde ihracına dayalı, ekonomik olarak bağımlı ülkeler; yarı-çevre (semi-periphery) — hem merkeze bağımlı hem de kendi içinde çevre ülkeleri sömüren ara/tampon konumdaki ülkeler.

Bağımlılık teorisi (dependency theory) (Raul Prebisch, Andre Gunder Frank), az gelişmiş "çevre" ülkelerin az gelişmişliğini, bu ülkelerin merkez ülkelerle kurduğu yapısal olarak eşitsiz ekonomik ilişkiler (hammadde ihracına dayalı bağımlılık) yoluyla sömürülmesine ve sermaye birikiminin merkeze aktarılmasına bağlar.

Antonio Gramsci'nin hegemonya kavramı, güçlü bir aktörün egemenliğini yalnızca zor kullanarak değil, fikirleri, kurumları ve değerleri "rıza" yoluyla kabul ettirerek sürdürmesini ifade eder. Robert Cox gibi Neo-Gramsciyen yazarlar bu kavramı uluslararası ilişkilere taşımış; Cox'un "teori her zaman birileri için ve bir amaç içindir" sözü, hiçbir teorinin tarafsız olmadığını, her teorinin belirli bir toplumsal konumdan doğduğunu vurgular. Cox, problem çözücü teori (mevcut iktidar ilişkilerini veri kabul edip bu çerçevede çözüm arayan teori) ile eleştirel teori (mevcut düzenin kendisini ve kimin çıkarına hizmet ettiğini sorgulayan teori) arasında bir ayrım yapar.

Feminizm

Cynthia Enloe, "Bananas, Beaches and Bases" adlı çalışmasında uluslararası ilişkilerin (askeri üsler, turizm, gündelik ekonomik ilişkiler dahil) göz ardı edilen toplumsal cinsiyet boyutlarının küresel siyaseti anlamak için merkezi önemde olduğunu savunur.

J. Ann Tickner, Hans Morgenthau'nun "güç olarak tanımlanan ulusal çıkar" ilkelerini, güvenlik ve gücü eril (maskülen) bir bakış açısıyla tanımlayarak farklı deneyim ve güvenlik biçimlerini dışladığı gerekçesiyle eleştirmiştir. Feminist yaklaşımların ortak çıkış noktası, toplumsal cinsiyetin (gender) devlet, güvenlik, güç ve savaş gibi temel kavramların anlaşılmasında göz ardı edilemeyecek bir analiz kategorisi olduğudur. Standpoint (konum) feminizmi, marjinalleştirilmiş grupların (örneğin kadınların) deneyimlerinden hareketle bakmanın, egemen bakış açısının göz ardı ettiği toplumsal gerçekleri görünür kılabileceğini savunur.

Post-yapısalcılık

Michel Foucault'nun iktidar/bilgi (power/knowledge) kavramı, bilginin ve "hakikat" olarak kabul edilen söylemlerin iktidar ilişkilerinden bağımsız üretilmediğini; bilgi üretiminin bizzat iktidarın bir aracı ve sonucu olduğunu ifade eder. Post-yapısalcı yazarlar (Richard Ashley, R.B.J. Walker gibi), realist ve neorealist teorilerin "anarşi", "egemenlik" ve "devlet" gibi kavramları sanki doğal ve sorgulanamaz gerçeklermiş gibi sunarak, bu kavramların aslında tarihsel ve söylemsel olarak inşa edildiğini gizlediğini eleştirir.

Söylem analizi (discourse analysis), belirli bir konunun (örneğin "terörizm", "güvenlik tehdidi") nasıl dille inşa edildiğini ve bunun hangi iktidar ilişkilerini meşrulaştırdığını ortaya çıkarmayı amaçlar. Bu çizgiyle ilişkili olan Kopenhag Okulu'nun (Barry Buzan, Ole Wæver) güvenlikleştirme (securitization) teorisi, bir konunun "güvenlik tehdidi" olarak nesnel bir gerçeklik değil, siyasi bir söylem edimi (speech act) yoluyla inşa edilip olağanüstü önlemleri meşrulaştırma sürecini ifade eder.

3Çözümlü örnekler

Örneklere dikkat et; soruların çoğu buradan çıkar.

Örnek 1

Bir ülkenin az gelişmişliğinin, merkez ülkelerle kurduğu yapısal olarak eşitsiz ekonomik ilişkiler yoluyla açıklanması hangi teoriye örnektir?

Örnek 2

Bir güçlü devletin egemenliğini yalnızca zor kullanarak değil, fikir ve kurumlarını "rıza" yoluyla kabul ettirerek sürdürmesi hangi kavramla açıklanır?

Örnek 3

J. Ann Tickner'ın Morgenthau'ya yönelttiği feminist eleştirinin özü nedir?

Örnek 4

"Gelişmiş" ve "az gelişmiş" ülke kategorilerinin tarafsız istatistiksel ölçütlerden çok, sömürgecilikten miras kalan iktidar ilişkilerini yeniden ürettiğinin savunulması hangi eleştirel gelenekle örtüşür?

4Sık yapılan hatalar

Yarıyı geçtin, harika gidiyorsun! 2 bölüm kaldı.

5Sınavda nasıl soruluyor

Arada küçük sorular var, atlamadan çöz.

6Kısa tekrar

Son bölüm! Biraz kaldı, bitirmek üzeresin.