Edebiyat salonu
Dönemi, yazarı ve eseri bir hikâye gibi birbirine bağla.
6 bölüm · ~11 dk · 7 etkileşim
1Konu özeti
İlk bölüm! Temeli burada atıyoruz, acele etme.
Edebiyat bilgi ve kuramları, bir edebî metnin nasıl üretildiğini, nasıl okunup çözümlenmesi gerektiğini ve okur ile metin arasındaki ilişkinin niteliğini açıklayan kuramsal yaklaşımların bütününü kapsar. OABT Türk Dili ve Edebiyatı alan sınavında bu başlık altında dört temel yaklaşım öne çıkar: biçimcilik (formalizm), yapısalcılık, göstergebilim (semiyotik) ve alımlama estetiği. Bu yaklaşımların her biri, edebiyat eleştirisinin odağını farklı bir noktaya taşımıştır: biçimcilik metnin kendisine ve edebîliği sağlayan araçlara, yapısalcılık metnin altında yatan derin yapılara ve dizgelere, göstergebilim anlamın gösterge ilişkileri yoluyla nasıl üretildiğine, alımlama estetiği ise anlamın okurun katkısıyla nasıl tamamlandığına odaklanır. Bu başlığın ikinci büyük bileşeni ise edebî türlerdir: roman, hikâye/öykü, şiir ve tiyatro gibi temel türlerin yapısal özellikleri ile nazım ve nesir arasındaki ayrım, aruz-hece-serbest ölçü gibi biçimsel unsurlar sınavda sıkça sorulan konulardır. Bu konu, hem kuramsal terminolojiye hem de bu terminolojinin somut metin örnekleri üzerinden nasıl uygulandığına hâkim olmayı gerektirir.
2Temel kavramlar
Önemli yerleri altını çizer gibi oku.
Biçimcilik (Rus Biçimciliği)
1910'lu-1920'li yıllarda Rusya'da ortaya çıkan biçimcilik, edebiyat incelemesinin odağını yazarın biyografisinden veya toplumsal bağlamdan alıp doğrudan metnin kendisine, metni edebî kılan dilsel ve biçimsel araçlara taşımıştır. Viktor Şklovski'nin öne sürdüğü "yabancılaştırma" (ostranenie/defamiliarization) kavramı, edebî dilin günlük dili tanıdık olmaktan çıkararak algıyı yenilediği, nesneleri ve olayları alışılmadık biçimde göstererek okurun dikkatini biçimin kendisine çektiği fikrine dayanır. Biçimciler, bir metindeki "öykü" (fabula: olayların kronolojik/mantıksal sırası) ile "sunuş/örgü" (syuzhet: bu olayların metinde okura sunuluş biçimi ve sırası) arasında ayrım yapmıştır; bu ayrım, geriye dönüş (flashback) veya zaman kırılmaları gibi anlatı tekniklerinin incelenmesinde temel araçtır. Biçimcilik, "edebîlik" (literaturnost) sorusunu, yani bir metni edebiyat yapan şeyin ne olduğunu sorgular ve cevabı toplumsal içerikte değil, dilin özel kullanımında arar.
Yapısalcılık
Yapısalcılık, Ferdinand de Saussure'ün dilbilim kuramından hareketle edebiyatı ve kültürel ürünleri, bireysel unsurların anlamını ancak içinde bulunduğu dizge (sistem) içindeki ilişkilerden aldığı bir yapı olarak ele alır. Vladimir Propp, Rus masallarını inceleyerek anlatıların, kişilerin kimliğinden bağımsız, tekrar eden işlevler (fonksiyonlar) dizisinden oluştuğunu göstermiş, böylece anlatıbilimin (naratoloji) temellerini atmıştır. Claude Lévi-Strauss, mitleri ikili karşıtlıklar (doğa/kültür gibi) üzerinden çözümlemiş; A. J. Greimas ise anlatı kişilerini eyleyen (actant) modeliyle (özne, nesne, gönderen, gönderilen, yardımcı, engelleyici) sınıflandırmıştır. Gérard Genette, anlatı zamanı, süresi, sıklığı ve anlatıcı türleri (öyküsel/anlatısal düzeyler, odaklanma biçimleri) üzerine geliştirdiği kavramlarla anlatıbilime önemli katkılar sağlamıştır. Yapısalcılık, tekil eserden çok, eserlerin ortak derin yapılarını ve bu yapıları üreten kurallar bütününü araştırır.
Göstergebilim (Semiyotik)
Göstergebilim, anlamın gösterge ilişkileri aracılığıyla nasıl üretildiğini inceler. Saussure'ün gösteren-gösterilen ayrımı ile Charles Sanders Peirce'in ikon-belirti-simge üçlü sınıflandırması, göstergebilimin temel araçlarındandır. Roland Barthes, göstergebilimi edebî ve kültürel metinlere uygulayarak düz anlam (denotasyon) ile yan anlam (konotasyon) arasında ayrım yapmış, bir göstergenin ilk düzeyde taşıdığı temel anlamın yanında ikinci düzeyde ideolojik ve kültürel çağrışımlar da taşıyabileceğini göstermiştir. Barthes'ın "Yazarın Ölümü" makalesi, metnin anlamının yazarın niyetiyle sınırlı olmadığını, okurun ve dilin kendisinin anlam üretimine katıldığını savunarak yapısalcılıktan post-yapısalcılığa geçişte önemli bir dönüm noktası olmuştur.
Alımlama Estetiği
Alımlama estetiği (Rezeptionsästhetik), 1960'ların sonunda Almanya'da Konstanz Okulu bünyesinde Hans Robert Jauss ve Wolfgang Iser tarafından geliştirilmiştir. Bu yaklaşıma göre bir metnin anlamı, yazarın metne yerleştirdiği sabit bir öz değil, okurun metinle etkileşimi sonucunda üretilen bir şeydir. Jauss, her dönemin okurunun metne belirli estetik ve kültürel varsayımlarla, yani bir "beklenti ufku" (Erwartungshorizont) ile yaklaştığını; bir eserin değerinin, dönemin beklenti ufkunu ne ölçüde kırdığı veya doğruladığıyla ilişkili olduğunu ileri sürmüştür. Wolfgang Iser ise metinde bilinçli olarak bırakılan **"boşluklar" (Leerstellen)**ın okur tarafından imgeleme yoluyla doldurulduğunu, okumanın bu nedenle metin ile okur arasında yaratıcı bir etkileşim süreci olduğunu savunmuştur. Bu kuram, okuru edilgen bir alıcı değil, anlam üretiminde etkin bir özne olarak konumlandırır.
Edebî Türler ve Nazım-Nesir Ayrımı
Edebî türler geleneksel olarak anlatmaya bağlı türler (roman, hikâye/öykü), coşku ve heyecana bağlı türler (şiir) ve göstermeye bağlı türler (tiyatro) olarak sınıflandırılır. Roman, geniş zaman ve mekân içinde çok sayıda kişi ve olayı ayrıntılı biçimde işleyen, kurmaca düzyazı türüdür; hikâye/öykü ise daha dar bir zaman dilimini, sınırlı sayıda kişiyi ve genellikle tek bir olayı yoğunlaştırılmış biçimde ele alır (Maupassant tarzı olay öyküsü ile Çehov tarzı durum öyküsü ayrımı önemlidir). Şiir, dilin ritim, ölçü, uyak gibi ses unsurlarıyla yoğunlaştırılmış, çağrışım gücü yüksek bir anlatım biçimidir. Tiyatro ise olayların anlatıcı aracılığı olmadan, doğrudan konuşma ve eylemle (diyalog, monolog) sahnede canlandırılmasına dayanır. Nazım, ölçülü ve genellikle uyaklı, dizeler hâlinde yazılan anlatım biçimiyken; nesir, cümle ve paragraflardan oluşan, ölçü zorunluluğu taşımayan düzyazı biçimidir. Türk edebiyatında kullanılan başlıca nazım ölçüleri aruz ölçüsü (hecelerin açıklık-kapalılığına dayanan, Arap-Fars edebiyatından alınan ölçü), hece ölçüsü (dizelerdeki hece sayısının eşitliğine dayanan, Türk halk şiirinin temel ölçüsü) ve serbest ölçü (Cumhuriyet dönemi ve sonrasında yaygınlaşan, önceden belirlenmiş bir hece veya vezin kalıbına bağlı kalmayan ölçü) olarak sıralanabilir.
3Çözümlü örnekler
Örneklere dikkat et; soruların çoğu buradan çıkar.
Bir eleştirmen, incelediği romanda olayların anlatıda hangi sırayla verildiğini değil, bu olayların gerçek zaman içindeki kronolojik dizilişini araştırıyor ve bunu metindeki sunuluş sırasıyla karşılaştırıyor. Bu inceleme hangi kurama dayanmaktadır?
Bir araştırmacı, bir masal derlemesindeki tüm masalların, kahramanların adı ve özellikleri farklı olsa da aynı işlevler dizisini (yasak-ihlal-eksiklik-yardım-zafer gibi) tekrarladığını tespit ediyor. Bu yaklaşım hangi kuramcının çalışmasıyla örtüşür?
Bir kuramcı, bir eserin edebiyat tarihindeki değerinin, yayımlandığı dönemin okurlarının estetik beklentilerini ne ölçüde sarstığıyla ölçülebileceğini savunuyor. Bu görüş hangi kavramla ilişkilidir?
"Bir dizedeki hece sayısının diğer dizelerle eşit olması esasına dayanan, Türk halk şiirinin temel ölçüsü" ifadesi hangi ölçüyü tanımlar?
4Sık yapılan hatalar
Yarıyı geçtin, harika gidiyorsun! 2 bölüm kaldı.
5Sınavda nasıl soruluyor
Arada küçük sorular var, atlamadan çöz.
6Kısa tekrar
Son bölüm! Biraz kaldı, bitirmek üzeresin.