Edebiyat salonu
Dönemi, yazarı ve eseri bir hikâye gibi birbirine bağla.
6 bölüm · ~7 dk · 3 etkileşim
1Konu özeti
İlk bölüm! Temeli burada atıyoruz, acele etme.
Osmanlı Türkçesi, Anadolu'da 13. yüzyıldan 1928 harf inkılabına kadar Arap harfleriyle yazılan, yoğun biçimde Arapça ve Farsça söz varlığı ile bu iki dilin dil bilgisi kurallarına göre kurulan tamlamaları bünyesinde barındıran, Batı (Oğuz) Türkçesi sahasına ait yazı dilidir. Geleneksel olarak üç döneme ayrılır: Eski Anadolu Türkçesi (13-15. yüzyıl, halk diline yakın ve sade), Klasik Osmanlı Türkçesi (16-19. yüzyıl, secili nesir ve ağır tamlamalı dilin egemen olduğu dönem) ve Yeni (Son Dönem) Osmanlı Türkçesi (19. yüzyıl sonu-20. yüzyıl başı, Tanzimat sonrası nispi sadeleşme). ÖABT Türk Dili ve Edebiyatı alanında bu konu iki eksende sorulur: birincisi Arap harfli yazı sisteminin işleyişi (hareke, med, şedde, ünlü-ünsüz karşılıkları, harflerin kelime içindeki konum değişimi); ikincisi Farsça ve Arapça kurallara göre kurulan izafet (tamlama) yapıları, çoğul biçimleri ve bunların Türkçe tamlamalardan ayrılan yönleridir. Adayların bu iki eksende hem kural bilgisine hem de örnek çözümleme becerisine sahip olması beklenir.
2Temel kavramlar
Önemli yerleri altını çizer gibi oku.
Arap Harfli Yazı Sisteminin Temel Kuralları
Osmanlı Türkçesinde kullanılan alfabe, Arap alfabesi temelinde olup Farsçadan gelen birkaç harfle (pe, çim, je, gaf gibi) genişletilmiştir; sağdan sola yazılır ve harfler kelime içindeki konumuna (baş, orta, son, bağımsız) göre farklı biçimler alan bitişik bir yazı sistemidir. Ünlüler bakımından bu yazı sisteminin en önemli özelliği, kısa ünlülerin (e/a, i/ı, u/ü) hareke adı verilen işaretlerle (üstün/fetha, esre/kesre, ötre/damme) gösterilmesi, ancak günlük yazımda bu harekelerin genellikle kullanılmamasıdır; bu nedenle harekesiz bir Osmanlıca metinde kısa ünlüler doğrudan görülmez ve okuma, bağlam ile dil bilgisi bilgisiyle tamamlanır. Uzun ünlüler ise med harfleri denilen elif (uzun a), vav (o, ö, u, ü) ve ye (i, î, e) harfleriyle yazıya yansıtılır. Şedde işareti, bir ünsüzün ikizleşerek/pekiştirilerek okunduğunu gösterir (millet, hüküm gibi örneklerde görülen ikizleşme). Arapça kökenli bazı harfler Türkçede tek bir sesi karşılamasına rağmen farklı yazılır: sin, sad ve peltek se harflerinin üçü de "s" sesiyle; zel, zı, dat ve ze harflerinin dördü de "z" sesiyle; hı, h ve ha harflerinin üçü de "h" sesiyle; te ve tı harflerinin ikisi de "t" sesiyle okunur. Bu çok yazımlılık, özellikle Arapça ve Farsça kökenli sözcüklerin doğru yazımı bakımından sınavlarda sıkça sorulan bir noktadır.
Farsça ve Arapça Tamlamalar (İzafet Terkipleri)
Osmanlı Türkçesinde tamlamalar yalnızca Türkçenin ad ve sıfat tamlaması kurallarıyla değil, Farsça izafet kuralına göre de kurulabilir. Farsça isim tamlamasında (izafet-i Farisiyye) tamlanan önce, tamlayan sonra gelir ve aralarına kesre (-i, ünlüyle biten sözcüklerde -yi) eklenir: "derd-i aşk" (aşk derdi), "kalb-i insan" (insan kalbi). Farsça sıfat tamlamasında da nitelenen önce, niteleyen sıfat sonra gelir ve yine kesre ile bağlanır: "şeb-i tar" (karanlık gece), "gül-i ra'nâ" (nazlı/güzel gül). Arapça tamlamalarda (izafet-i Arabiyye) ise tamlanan (muzâf) ile tamlayan (muzâfun ileyh) benzer biçimde art arda dizilir; ancak burada Türkçe veya Farsça bir ek yerine Arapçanın kendi belirlilik takısı olan "el" tamlayana bitişik yazılarak belirlilik bildirir: "Dârülfünun" (fenlerin evi), "Şems-ül-Osmâniyye" gibi örneklerde bu yapı görülür. Ayrıca Farsça çoğul ekleri (-ân gibi) Türkçe metinlerde sıkça kullanılır: "dervişân" (dervişler), "hâkimân" (hakimler); Arapça çoğullar ise ya düzenli (-ûn/-în, -ât) ya da kırık çoğul (cemi-i mükesser: kitap>kütüb, şart>şurût) biçiminde karşımıza çıkar; kırık çoğulda ek getirilmez, sözcüğün iç yapısı değişir.
Dönemler
Eski Anadolu Türkçesi (13-15. yüzyıl), Yunus Emre ve Aşık Paşa gibi şairlerin dilinde görülen, halk diline yakın, Arapça-Farsça unsurların henüz yoğunlaşmadığı bir dönemdir. Klasik Osmanlı Türkçesi (16-19. yüzyıl), divan edebiyatının klasik dönemiyle örtüşen, secili nesir (münşeat) ve ağır tamlamalı dilin egemen olduğu dönemdir. Yeni Osmanlı Türkçesi (Tanzimat sonrası, 19. yüzyıl sonu-20. yüzyıl başı), gazete diliyle birlikte nispeten sadeleşen ancak yine Arap harfli ve Arapça-Farsça söz varlığını büyük ölçüde koruyan bir dönemdir.
3Çözümlü örnekler
Örneklere dikkat et; soruların çoğu buradan çıkar.
Örnek 1: "Derd-i aşk" tamlamasının yapısı hangi dile ait kurala göre kurulmuştur? Çözüm: Bu tamlama Farsça izafet (isim tamlaması) kuralına göre kurulmuştur; tamlanan "derd" önce, tamlayan "aşk" sonra gelmiş ve aralarına kesre (-i) eklenmiştir; anlamı "aşk derdi"dir.
Örnek 2: Harekesiz yazılmış bir Osmanlıca metinde kısa ünlülerin neden doğrudan görülmediği nasıl açıklanır? Çözüm: Arap harfli yazı sisteminde kısa ünlüleri gösteren harekeler (üstün, esre, ötre) günlük yazımda genellikle kullanılmaz; yalnızca uzun ünlüler elif, vav, ye gibi med harfleriyle yazıya yansıtılır; bu nedenle harekesiz metinlerde kısa ünlüler bağlam ve dil bilgisi bilgisiyle tamamlanır.
Örnek 3: "Kütüb" sözcüğünün "kitap" sözcüğüyle ilişkisi nasıl açıklanır? Çözüm: "Kütüb", Arapça "kitap" sözcüğünün düzenli olmayan (kırık) çoğulu, yani cemi-i mükesser biçimidir; Arapçada çoğul yalnızca ek getirilerek değil sözcüğün iç yapısının değişmesiyle de kurulabilir.
Örnek 4: "Gül-i ra'nâ" tamlamasının tür bakımından sınıflandırılması nasıl yapılır? Çözüm: Bu tamlama Farsça sıfat tamlamasıdır; nitelenen unsur "gül" önce, niteleyen sıfat "ra'nâ" sonra gelmiş ve ikisi kesre ile bağlanmıştır; anlamı "nazlı/güzel gül"dür.
4Sık yapılan hatalar
Yarıyı geçtin, harika gidiyorsun! 2 bölüm kaldı.
5Sınavda nasıl soruluyor
Arada küçük sorular var, atlamadan çöz.
6Kısa tekrar
Son bölüm! Biraz kaldı, bitirmek üzeresin.